Dizi Yorumu| STRANGER THINGS

Çoğunuzun ismini duyduğu hatta izlediği bir dizi Stranger Things. Benim de sınava hazırlanırken ismini yakın arkadaşımdan duyduğum bir diziydi. Maratonu bitirir bitirmez izlemeye başladım. Peki neyi anlatıyor bu Stranger Things? 



Dizi; Hawkins adlı kasabada 12 yaşındaki Will Byers'ın ortadan kaybolmasını, bu sırada ortaya çıkan kafası tıraşlı Eleven isimli kız çocuğunu ve onun içinde bulunduğu gizemi, saklanan deneyleri ve doğaüstü güçleri konu alıyor. 1980'lerde geçen dizi şu anlık iki sezon + 16 bölümden oluşuyor. 


Dizinin karakterleri öyle güzel anlatılıyor ki farkında olmadan o karakterlere bağlanıyor, sevmeye başlıyorsunuz. Ben seveceğimi düşünmeden vakit geçsin diyerek izlemeye başlamıştım ve iki günden daha az bir sürede iki sezonu da bitirdim. "Bir bölüm daha izleyeyim." diye diye bir bakıyorsunuz ki son bölüme gelmişsiniz.

Joyce'un evlat acısını, Eleven'ın öfkesini ve tereddütlerini, Mike-Dustin-Lucas üçlüsünün arkadaşlarını arama maceralarını, Will'in yaşadığı korkuyu sizler de hissediyorsunuz bölümlerde.

Dizinin şarkıları diziyi güzel yapan bir başka detay benim için. Sadece onlar için bile izlenebilir :)

Karakterler:
Mike Wheeler
Will Byers
Dustin Henderson
Lucas Sinclar
Eleven
Joyce Byers
Jonathan Byers
Nancy Wheeler & Steve Harrington
Jim Hopper












Dizide karakterlerin bakış açısından olaylara bakabiliyor, çok yönlü yorumlar yapabiliyorsunuz. Detaylı bir yorum yazmak isterdim fakat kendimi biliyorum ki ne kadar detaylı anlatırsam o kadar spoiler vermeye başlarım ve benim isteğim olayları sizin görmeniz. Netflix diziye uyarı olarak 16+ demiş. Gerilim sahneleri olduğu için korkabileceğiniz yerler olabilir. Dikkat ederseniz sevinirim :) 

 Birinci sezonun ilk fragmanını Türkçe altyazılı izlemek isterseniz; 


Dizi Yorumu| DARK

Herkese merhabalar :)
Önceki yazılarımda sınavdan çıkar çıkmaz Netflix hesabı aldığımı söylemiştim. Blogta ne yazabileceğimi düşündüm ve hazır iki adet Netflix yapımını bitirmişken onlar hakkındaki düşüncelerimi yazayım dedim. 







İlk olarak birkaç dakika önce bitirdiğim, Netflix'in ilk Alman yapımı dizisi Dark'tan başlayacağım. Bir arkadaşımın tavsiyesi ile başladım bu diziye. İnternetten baktığımda Stranger Things dizisi ile benzediğini, karşılaştırıldıklarını falan okudum. Bu içimde bir merak uyandırmadı değil. 

Dizinin konusu 2019 yılında Winden adlı kasabada iki çocuğun esrarengiz şekilde kaybolmalarını ve o kasabada yaşayan 4 farklı ailenin 1953,1986 ve 2019 yıllarında karışmış hayatlarını anlatıyor. 


Birinci bölümün başlangıcı Einstein'ın dizideki olayları anlatan sözüyle olmuş. Diğer bölümlerde de buna benzer sözler vardı. Einstein'ın sözü dışında aklımda kalan diğer söz Shakespeare'in "Cehennem boş çünkü tüm şeytanlar burada." oldu.(8.bölüm) Yalan sayılmaz değil mi?

Dizinin ana karakterleri, aile şeması bu şekilde: 

[Not: Resim, Kayıp Rıhtım adlı siteden alınmıştır.]



Zamanda yolculuğun bol olduğu, izlerken İngiliz argosunda mindfuck diye geçen ve Toreng'in Türkçe'ye çevirisine göre kafanın allak bullak olduğu bir dizi. İlk bölümlerde neler olduğunu kavrayamazken son bölümlere doğru aslında olayların bağlantılı olduğunu ve birbirini tetiklediğini görüyorsunuz. 

Ben fazlasıyla beğendim diziyi. İkinci sezon haberi alınca baya mutlu oldum da diyebilirim. Çünkü birinci sezonun finali öyle bitti ki "Ee devamı nerede?" moduna girdim. İlk bölümden sevdim mi diziyi? Hayır. Hatta ilk bölümü kapatıp başka dizilere falan baktım, izlemek istediğim bir şey bulamayınca geri döndüm de diyebiliriz. İkinci bölümden sonra iyi ki dönmüşüm dedim. Çünkü artık olayları sadece dışarıdan gözlemlemiyorsunuz, karakterlerle bir araya geliyorsunuz.

İzlerken fazlasıyla duygusallaştığım, bazen "yeter bee" dediğim yerler oldu fakat bana kalırsa izlemeye değer bir diziydi. 

İlk sezon 10 bölümden oluşuyor. Bölümler 40-60 dakika arasında değişiyor. İnsanların kafasında Almanca'nın kaba bir dil olduğu düşüncesi olduğu için diziye ön yargı ile yaklaşanlar olabilir. Beni hiç rahatsız etmedi, hatta oyuncular konuşurken "Keşke Almanca çalışmayı bırakmasaydım" diye düşündüm defalarca. 

Dark'ın Türkçe altyazılı fragmanı: 



Bu arada kısa bir not düşmek gerekirse Netflix'te diziye dair uyarı olarak argo ve cinselliği vermiş. Ayrıca 16+ demiş. Bunun dışında dizide sigara ve ot kullanımı var. Eğer ki yaş sınırının altındaysanız bunlara dikkat etmenizi öneririm. Diğer yazımda görüşmek üzere :) 

Mezuna Kalmak

Üniversite sınavını yeni yeni atlatmışken, bazı arkadaşlarımın kafasında bu düşünce varken mezuna kalmış birinin mezunluğu anlatması gerektiğini düşündüm :) [Gif sınavdan çıkmış bizleri yansıtıyor]


Hikayemin başlangıcına giderken 2017 yılında liseden mezun oldum. 12.sınıfı okurken  meslek hayalim yoktu. Seçtiğim bölümle kavgalar edip duruyordum. Büyük boşluktaydım açıkçası. Herhangi bir hedefinizin olmaması çalışmanızı da etkiliyor. YGS'ye yakın Moleküler Biyoloji ve Genetik okumak istiyorum dedim. Gelin görün ki bölümün aldığı sıralama ilk 20 bindi. 

YGS'ye girdim, bazı sorular takır takır giderken matematik hiç öyle olmadı. Problem sorularında olması gerekenden daha fazla süre kaybettim ve daha 20 soru çözmüşken yarım saatimin kaldığını fark ettim. Çözmem gereken 40 soru fen, 40 soru sosyal vardı. Boş sorularım fazlaydı. Bu yüzden o arada bir tercih yaparak hızlıca fen-sosyal çözdüm. Sınavdan sonra da LYS çalışmaya başlamıştım ama aklımda mezuna kalma düşüncesi dolaşıyor. 

O zamanlar YGS'den iki hafta sonra sonuçlar açıklanıyordu. Ben bu süre içerisinde LYS çalıştım ama sıralamalar gelince dünyam başıma yıkılmış gibi oldu. Çünkü seçmek istediğim bölümden çok uzak bir sıralama almıştım ve çekebilme ihtimalim aşırı düşüktü. Böylece ikinci oturuma 3 ay kala mezuna kalma kararı aldım. LYS'ye de "nasılsa seneye soruları tekrar çözeceğim bari gideyim de sınav ortamını göreyim" diyerek girdim. [Siz böyle yapmayın!]

Mezuna kalmam bu şekilde oldu. Mezun olarak geçirdiğim bir seneyi düşünürsek;

Öncelikle mezuna kalmış olmanın verdiği bir avantaj var: okulunuz olmadığı için geç kalkabiliyor, daha uzun ve daha rahat ders çalışabiliyorsunuz.

Mezuna kalacağım dediğimde aldığım tepki "Çevrende üniversiteye gidenler olduğunda kendini kötü hissedebilirsin. Bu seni engellemesin." oldu fakat benim yakın çevrem bir iki kişi hariç mezuna kalmıştı :D 

Lise 5'i okuyor gibi oluyorsunuz bir yandan. Tekrardan lise konularını görüyor, sınava hazırlanıyorsunuz. Beni bu sene içinde en çok zorlayan şey "Ya geçen seneden daha kötü yaparsam?" düşüncesi olmuştu. Hiçbir mesleğe bakmayıp sıralamam kötü diyerek mezuna kalmıştım ve aynı sıralamayı yapma düşüncesi beni korkutuyordu.  Sınava girene kadar bunlar devam etti ben de :D 

Sınav deneyimimi özetlediğime göre mezuna kaldığınızda olabilecekleri ve tavsiyelerimi de konuşalım, öyle bitirelim yazıyı.



  1. Elalem ne der diye çok fazla düşünmeye başlıyorsunuz. Dediklerinin bir önemi yok. Ortalama 60 yıllık bir ömrünüz olacaksa ve siz seçeceğiniz mesleği ömrünüz boyunca yapacaksanız ona ulaşmak için geçirdiğiniz birkaç yılın önemi kalmıyor.
  2. Havalar ısınmaya başlayınca arkadaşlarınız atacağı üniversite çimlerine uzandıkları veya konserlerden deli gibi eğlendikleri snapleri görünce kıskanacak, üzüleceksiniz. Hiç gereği yok. Siz de orada olabilirdiniz ama mezuna kalıp hayalleriniz için çabalamayı seçtiniz. Açık havaymış, konsermiş daha güzellerine gidecek şansınız olacak.
  3. Sınava girmeden önce mezuna kaldığınız için stres olacaksınız hatta daha önce düşünmediğiniz şeyler geçecek aklınızdan. Sakin olun. Bunu bir deneyim olarak görün. Bir önceki sene de girdiniz. Oradaki insanlardan deneyimlisiniz ve biliyorsunuz ki stres olmak size bir şeyler kazandırmayacak. Hatta yapabileceğiniz soruları yapamayacak olmanıza sebep olacak. Derin bir nefes alın. Her şey yolunda gidecek.
  4. Sağlığınız daha önemli olduğunu unutmayın. İnsanlar sınava hazırlanırken genelde bunu unutuyor. Uyku konusunda daha bilinçli olun.
  5. Bir önceki senenizi aklınızdan çıkarın. Yaptığınız hataları değil de ah vah demeyi bırakın anlamında. "Geçen sene şöyle yapsaydım, böyle yapsaydım" demeyin. Geçmiş geçmişte kaldı. Geçmişi değiştiremezsiniz ama geleceği değiştirebilirsiniz.

Aklıma şimdilik bunlar geliyor :) Daha fazla şeyler gelirse yazıyı güncellerim ya da part 2 şeklinde yayınlarım. Kendinize iyi bakın 💕








Yine kayboldum, 2018 YKS

Uzun bir aradan sonra yeniden merhabalar :) 
Ortadan kaybolduğum bu süreç içerisinde kendimi bulmaya ve mezuna kaldığım seneyi atlatmaya çalıştım. 
Anladım ki mezuna kalmak biraz daha stresliymiş. Bir yandan ders çalışacak vaktiniz bol oluyor diğer yandan insanların size 'üniversiteyi kazanamamış' diye bakışlarını takmamaya çalışıyorsunuz. Bir de bu sene olacak mı, geçen senekinden daha kötü bir sıralama yaparsam ne olur diye kendinizi yiyorsunuz :) 
Böyle iç karartan konuları geçelim de bu seneki deneyimimden bahsedeyim. 

Sınav sisteminin hazırlandığımız süre içerisinde aniden değiştirilmesi, tarihin ertelenmesi vb bir çok etken genelimizin psikolojisini sarstı diyebilirim. Ben sayısaldan hazırlandığım için bunun üzerinden örnek vereceğim :) Fen derslerinden (Fizik-Kimya-Biyoloji) konu sayımız çok fazlayken soru sayımız azaltıldı. YGS/LYS sistemine göre fizikten (14+30), kimyadan (13+30), biyolojiden (13+30) şeklinde bir dağılım varken bu sene uygulanan TYT/AYT sisteminde  fizikten (7+14), kimya (7+13), biyolojiden (6+13) dağılımında soru geldi.  Gördüğünüz üzere sınav sorularında büyük bir azalma var. Eh hal böyle olunca bizler konuların azaltılmasını ya da konuların sorularda birleştirilmesini beklemeye başladık. Konu sayısında bir değişiklik olmadı :)

Matematikten 50, geometriden 30 soru gelirken (LYS'de) bu sene ikinci oturumda iki dersten toplam 40 soru geldi. İlk oturum olan TYT'de soru sayısı 120'ye indirildi ve süre 135 dakika olarak kararlaştırıldı. En büyük endişem soruları yetiştirememek olmuştu. 

E İrem bu kadar olumsuz şey oldu da olumlu hiçbir şey yok mu derseniz görebildiğim tek olumlu şey ikinci oturumun 180 dakika olması. Sürede sıkıntı yaşama gibi bir problem olmuyor tabi 3 saat olunca :) 

Sınavım nasıl geçti?

Geçen senenin tersine sınava girerken stresliydim, sınavda ise sakin. İlk oturumda Türkçe'yi rahatça çözdüm fakat dedim ki boş sorularıma dönerim geri. Matematikte yeniden fazlaca zaman kaybettiğim için boş sorularıma dönemedim ve sosyalden soru çözemedim çok. Dershane denemelerimden farklı olan yönü buydu. Dershanede süreyi yetiştiriyor, yüksek netlere ulaşıyordum. Bu sınav öyle geçmedi pek. 

Soruların genel olarak paragraf olması üzerine ÖSYM'nin paragrafı çok sevdiğini anladık bu sene :) Sorular basit olsa da okuyup anlamak, denklemini kurup soruyu çözmek bizlere verilen 1 dakikada mümkün değildi bana kalırsa.

İkinci oturumda soruları beğendim. Zorlayıcı sorulardı, işlem yapmamız gereken sorulardı. Yapabildiklerimi yaptım sayısalda:) 

Sınavdan çıkınca neler yaptım? 

Gidip Netflix hesabı satın aldım :D Sınava hazırlanırken çok fazla dizi izleyememiştim. Bunun üzerine hemen dizi izlemeye başladım. İzlenecek dizi/film/anime listesi yaptım, okumak istediğim kitapları hazırladım. Kendime dedim ki "Sınav o kapıdan çıktığım anda bitti. Sonuçlar açıklanana kadar tatil yapıp, kendime vakit ayıracağım." Yaptığım şey de tam olarak bu. Arkadaşlarımla dışarı çıkıyorum, sinemaya gidiyorum, dizi izleyip bir şeyler okuyorum. Çalışma masamın üzerindeki kitapları kaldırıp makyaj malzemelerimi, bakım ürünlerimi koydum. Panomdaki ders notlarının yerini takılarım aldı :D Benim gibi sınavdan çıkmış insanlara da bunu öneriyorum. Sınavınız kötü geçtiyse de mezuna kalacaksanız da bunu tatilden sonra yaşayın. Bir tatili hak ettiniz. Sonuçların açıklanmasına 26 gün var. Sonuçlardan sonra tekrar strese gireceksiniz zaten. Ha diyorsanız ki sınavla ilgili bir şeyler yapmam lazım, bölümleri üniversiteleri araştırın. Umutsuz olmadığınızı göreceksiniz.  O yüzden önünüzdeki günleri dolu dolu geçirin :) Kendinize iyi bakın. 




NMÇAAL Şenlik 16 Aralık | Son Feci Bisiklet, maNga ve Daha Fazlası

Herkese merhabalar :)

Kişisel instagram hesabımı ya da twitter hesabımı takip ediyorsanız 16 Aralık'ta katıldığım şenliği biliyorsunuzdur. O gün yaşanılanları anlatmak, gruplardan bahsetmek ve anımı ölümsüzleştirmek için bir blog yazmaya karar verdim. Bu arada belirtmeden geçeyim; konserde 100'e yakın video çektiğimiz halde videolarda fazla eğlendiğimiz için paylaşmayacağım. Beğendiğim videoları paylaşacak olursam eğer twitter hesabımda bulabilirsiniz. Buraya da linklerini koyarım. 

Sınava yeniden hazırlanıyorum ve belli başlı moral bozuklukları yaşamaya başladığım sırada kardeşim bana konserin afişini gönderdi ve birkaç dakika içerisinde aldığımız kararla gitmeye karar verdik. 

Sahne alacak gruplar Mor ve Ötesi, maNga, Son Feci Bisiklet, 163, Bildiğin Gibi Değil ve İnsan Mıyız Beyler'di. Doğrusunu söylemek gerekirse konsere gitme sebebim maNga ve Mor ve Ötesi'ni görebilmekti.  Çocukluğumu bu iki grupla geçirdim ve konserlerine gitme imkanım olmamıştı. 

Biletleri erkenden aldık, heyecanla konser gününü bekliyoruz derken büyük gün geldi çattı. Konser alanına babam bıraktı bizi. Fazlasıyla uzun bir kuyruk vardı. Ayrıca yeni gelenler 'arkadaşlarım yer tuttu' diyerek önlere geçince sinirlendim fakat sonrasında kardeşimle ne olursa olsun eğleneceğimize dair söz verdik. Bir saat kadar kuyrukta bekledikten sonra kapılar açıldı ve içeri alınmaya başladık. Normalde iki sıra vardı; isme özel biletler, kodlu biletler. Katılım fazla olduğu için sıra sayısı üçe çıkarıldı. Eh bu sırada bizde öne geçtik. Biletler kontrol edildi, çantalar ve üstler arandı derken girdik konser alanına.




Konserde neler yaşandığını anlatmadan önce sırada beklerken gözüme çarpan şeylerden bahsetmek istiyorum. Benimle yaşıt ve benden yaşça büyük olan kişi sayısı 50'yi geçer miydi bilmiyorum. Lise öğrencilerinden gözüme en çok çarpanı hepsinin elinde sigara olmasıydı. Sigarayı sevmeyen ve sigaradan rahatsız olan biri olarak söylemeliyim ki küçük yaşta kendini zehirlemeye bu kadar meraklı olan insanları bir arada görmek bende şoka sebep oldu. Sıradayken görevli gençlerin 'yanıcı, patlayıcı, parfüm, deodorant, sigara' tarzı şeylerin sokulmayacağını söylemesine rağmen onlara karşı çıkan, değişik değişik hareketler sergileyenler oldu. 

Yaşanan birkaç olaydan sonra geldiğim için pişmanlık duymaya başladım. Herneyse, içeri girdik sahneye yaklaştık derken sırada ki kalabalık nereye gitti anlayamadım fakat biz önlerdeydik. 

Konserin açılışını İnsan Mıyız Beyler adlı grup yaptı. Bir konserin gidişatı kadar açılışı da önemli bana göre. Baştan o enerjiyi alamıyorsa insan sonrasında da bir kopukluk yaşayacaktır diye düşünüyorum. Bu konuda İMB grubuna büyük bir sorumluluk düşüyordu. Söylemem gerekir ki tamamen üstesinden geldiler. Sahnede çok enerjiklerdi. Onların enerjisi seyirciye de yansıdı. Yanlış hatırlamıyorsam bir ay sonra Spotify da yayınlanacak şarkılarını söylediler. Ek olarak Athena, Yok Öyle Kararlı Şeyler ve emin olamasam da Duman'dan parçalar seslendirdiler. Sahne hakimiyetleri olsun, grup olarak enerjileri olsun kesinlikle harikaydı. Grubun aktif hesaplarına aşağıda verdiğim linklere tıklayarak ulaşabilirsiniz; 

Grubun Youtube Kanalı: i.m.b. official
Grubun Instagram Hesabı: i.m.b official

İkinci sahne alan grup Bildiğin Gibi Değil adlı gruptu. Aralarda yaptıkları espriler, Pinhani'den seslendirdikleri şarkılar ile sakin ve huzurlu bir ortam oluşturdular. Tabi sonlara doğru onlar ca coşturmadı değil :) Takip ettiğim bir grup değillerdi fakat listeme ekledim onları da :) Onların da yeni şarkısı çıkacakmış yanlış duymadıysam Spotify'da. Heyecanla bekliyoruz diyelim o halde. 

Grubun Twitter Hesabı: Bildiğin Gibi Değil
Grubun Instagram Hesabı: BDG

Üçüncü grup 163'tü. İsimlerini duysam da çok dinlediğim bir grup değillerdi. Kendi şarkılarından seslendirdiler. Araya bir de Nirvana katınca konser alanı çığlıklarla doluştu tabi :) Amfi sorunları yaşandığı için ufak bir ara verdiler ve bu arada Ankara'da başlayıp İstanbul'a gitmelerinden, bazen orada yalnız hissetmelerinden bahsettiler. Böyle bir kitleyi bir arada görmekten memnun oldularını da dile getirdiler tabi. Grubu konserden sonra dinlemeye başladım. İstanbul'da yolları açık olsun :)

Grubun Youtube Kanalı: 163official
Grubun Instagram Hesabı: 163 Official
Grubun Twitter Hesabı: 163
Grubun Google+ Hesabı: 163

Dördüncü grup olan Son Feci Bisiklet'e geçmeden önce konser alanında yaşanılanlardan bahsedeyim biraz. Kitle olarak biraz değişikti. Konsere öpüşmeye gelen çiftler mi dersiniz kavga çıkarmaya meyilli insanlar mı. Ah bir de ayakta ve sırasız olduğu için arkadan gelenlerin 'pardon' diyerek önlere geçmesi vardı. Konserlerde keşke boy sırasına göre dizilsek dedim o an. 1.55'lik boyumla 1.70'lerin 1.80'lerin arkasında kaldım. Sahneyi görmem bu sıralarda zor olsa da benden uzun olan kardeşim habire benimle yer değiştirip grupları izlememe yardım etti. Alanda tanıştığımız minikleri ise 18 yaşında olduğuma inandıramadım. Eh minyon olmak böyle bir şey :) 

İçeri girerken su şişelerini bırakmamız istenmişti. Yiyecek-içecek satışları içeride yapıldı. Ah bir su satan amcamız vardı ki gruplar konuşurken, şarkı söylerken 'su' diye bağırarak aramızdan geçmeye çalışırken ne badireler atlattı. Yazıda komik olmasa da o anlara şahit oldukça gülmeden edemiyorsunuz :) 

Son Feci Bisiklet sahneye çıkarken 30 dakikalık bir ara oldu. Gruplar kendi enstrümanlarını getirdikleri için onların kurumu, amfide çıkan sorunun halledilmesi falan derken geçen dakikalarda DJ'in çaldığı şarkılara eşlik edip dans ettik. SFB'in sahnesi için sis aleti (?) de hazırlanmıştı. Grubu önceden dinlediğim için eski şarkılarına daha fazla hakimim. Yeni şarkılarında çok fazla eşlik edemesem de sahneden inmeden hemen önce söyledikleri 'Bu Kız' şarkısına bütün salon eşlik ettik :) 

Grubun Youtube Kanalı: Son Feci Bisiklet
Grubun Twitter Hesabı: Son Feci Bisiklet
Grubun Facebook Sayfası: S.F.B
Grubun Google+ Hesabı: Son Feci Bisiklet

maNga'nın da sahneye çıkışı bir yarım saat kadar sonra oldu. Ayaklarım çok fazla ağrısa da sahneye çıktıkları andan itibaren büyük bir enerji ile doldum. Ben çocukken çok severdim maNga'yi. Hala daha severim. Şarkılarını sıkılmadan dinlediğim, ezbere takılmadan söylediğim nadir Türk gruplarından. Çocukluğumun şarkılarını canlı canlı dinlemek daha bir farklı oluyormuş onu anladım :) 

Yan taraftaki fotoğrafı ben çektim. Fotoğrafı yan dönükken daha çok beğendiğim için burada da öyle paylaştım diyebilirim :) 

maNga sahnede aşırı enerjikti. Şarkıdan şarkıya arasız geçtiler ve bütün salon onlara eşlik etti, yıkıldı bile diyebilirim. Onları neden sevdiğimi tekrar tekrar anladım. 'Keşke şu şarkıyı söyleseler' dediğim bütün şarkıları söylediler. 

maNga'nın en çok bilinen şarkılarından olan Bir Kadın Çizeceksin şarkısının 13. yılı olduğu için grubun solisti Ferman Akgül bunun hakkında bir konuşma yaptı. O konuşmayı twitter hesabımda paylaştım. Buraya tıklayarak o videoya ulaşabilirsiniz :)

Grubun Twitter Hesabı: maNga Music
Grubun VEVO Hesabı: maNga Vevo
Grubun Facebook Sayfası: maNga
Grubun Instagram Hesabı: maNgaMusic
Grubun Web Sitesi: maNga


maNga'dan sonra Mor ve Ötesi'ni sonuna kadar dinlemeye fazla vaktim olmadı. Sabah 8'de dersim vardı ve gitmek zorundaydım. Ayrıca yol bir saat sürüyordu. Bu yüzden konserden erken ayrıldım fakat dışarıdan dinlediğim ve izlediğim videolara göre onlar da harikaydılar. Açıkçası sonuna kadar kalamadığım için kendimi kötü hissediyorum fakat yapabileceğim başka bir şey yoktu. Konserin geceye kadar süreceğini tahmin etmemiştim :) 

Grubun Twitter Hesabı: Mor ve Ötesi
Grubun Facebook Sayfası: Mor ve Ötesi
Grubun Instagram Hesabı: Mor ve Ötesi 

Ferman Akgül 13. yıl konuşması yaparken su satan amcamız yanımıza geldi yine. Videoyu izlerken dikkatlice dinlerseniz arkadan 'su' diye bağıran birini duyacaksınız :) Oradaki kızlardan biri dayanamadı 'amca su istemiyoruz, maNga var sahnede' dedi tabi. 

Konserin çıkışında izin verilmediği halde alkol alan ve sonrasında kavga eden kişiler oldu. Konsere gidecekseniz bunu aklınıza koyun; ne kadar çok içki yasak denilse de o içki bir şekilde giriyor ortama. Lisedeyken sınıf arkadaşlarımdan da yapan vardı. Mezuniyetimize de içki yasak denildiği halde içki sokulmuştu oradan biliyorum :) İçtiğiniz alkolü ağzınızla içmiyorsanız içmeyin. Orada sizin dışınızda da insanlar var ve etrafa saldırarak o insanların haklarını kısıtlamış oluyorsunuz. 

Bu uzun yazının da sonu geliyor tabi. Son olarak da konsere gideceklere tavsiyeler yazayım;


  1. Spor ayakkabı giyin. Eğer ki benim gittiğim gibi fazlasıyla eğleneceğiniz zıplayıp hoplayacağınız bir konsere gidiyorsanız ayaklarınızın biraz daha dayanabilmesi için rahat bir ayakkabı şart. Ben çizme ile gittim. Normalde çok rahat olmama rağmen eve gelene kadar neler çektim bir ben biliyorum. Topuklu giyerek gelenlerin de neler yaşadığına şahit oldum alanda :)
  2. Rahat edeceğiniz kıyafetler giyin. Ben ve kardeşim gayet rahat hareket edebildiğimiz kıyafetler giydiğimiz için konserin sonuna kadar sıkıntı yaşamadan zıpladık, oturduk. Etekle, elbiseyle vb. şeylerle gelenler giderken saydırıyordu. Çıkış saatimizde hem hava soğuktu hem de içeride istedikleri gibi hareket edememişlerdi.
  3. Yanınızda ıslak mendil, peçete taşıyın. Terlediğinizde yardımınıza yetişecekler.
  4. Para bulundurun. O alanlarda satılan yiyecek-içeceklerden almak isteyeceksiniz mutlaka. Biz su sokamadığımız için habire içeriden su aldık mesela. Eh konser alanlarında bu şeyler ucuz olmuyor. Ona göre tahmini bir para alırsanız kafanız rahat eder. 
  5. Powerbank (taşınabilir şarj cihazı) sahibiyseniz götürün. Kardeşimle %100 şarjla çıktık evden. Son sahneye kalmamamıza rağmen kardeşim telefonu kapanmıştı ve benimki direniyordu. 
  6. Hırsızlık olayları bu tarz kalabalık alanlarda olabiliyor. Bizler yaşamadık fakat insan ne olacağını kestiremiyor. Bunlara dikkat edin. 
Aklıma gelenler bunlardı. Konser gününü hatırladığım kadarıyla anlatmaya çalıştım. Umarım hoşunuza gitmiştir. Bahsettiğim gruplara destek vermenizi istiyorum. Böyle genç grupları ne kadar desteklersek müziğimizi o kadar geliştirebiliriz. 








Güne Nasıl Başlıyorum? | MİM

Merhabalar 🌸

Aylar sonra yeni bir yazı yayınladığım için biraz heyecanlıyım. Ah hayır, Şifremi unutmadım. Sadece sınava hazırladığım için günlerim fazlasıyla yoğun. Ara sıra da sınav psikolojisi kötü etkiliyor beni. Bu sıralarda da kendimi rahatlatmaya çalışıyor, ailemle veya halalarımla vakit geçiriyorum.

Bugün ki yazımın konusu da halamın beni etiketlediği güne başlamak mimi. Halamın yazısını okumak için buraya tıklayın.

Bir haftada altı gün boyunca erken kalkmak gibi bir zorunluluğum yok. Mezun olduğum için derslerim öğleden sonra oluyor. Yine de uykumun düzende olması için sabahları dokuz veya on gibi uyanıyorum. Kahvaltı yapmayı çok seven ya da uyanır uyanmaz kahvaltı arayan biri olmadığım için bir saate yakın vakti yatağımda video izleyerek, internette gezinerek harcıyorum.

Geçen bir saatin ardından acıktığımı hissedince ne yemek istediğime karar veriyorum. Bu sırada yüzümü yıkıyor, dişlerimi fırçalıyor, temizlediğim yüzümü tonikliyorum.

Sabahları çay demlemeye üşendiğimden genelde poşet çay içiyorum sabahları. O gün ki isteğime bağlı olarak yeşil çay veya bitki çayı. Çay istemiyorsam da süt...

Kahvaltı sırasında da yine videolar izliyor, müzik dinliyorum. Günün geri kalanında spor yapıyor, çalışma programımı tamamlamaya çalışıyorum. Eğer ki programımı tamamlarsam ardından bir bölüm dizi izleme hakkı veriyorum kendime. İnsanın kendini ödüllendirmesi gerekiyor :) 

Günlerim böyle geçiyor genel olarak. Pazarları dersim sabahtan olduğu için sürünerek dershaneye gidiyorum desem yeridir. Ders başlayana kadar orada uyuyor, teneffüsleri de yine uyumak için bir vakitmiş gibi görüyorum.

Aylardır burada olmadığım için mimi kimler yaptı bilemiyorum. Yapmayanınız varsa ve yazımı okuduysanız sizler de yapın lütfen :)


MARKALAR | MİM

Herkese merhabalar!
Yeni bir mim ile karşınızdayım. Sevgili İrem'in beni etiketlediği bu mim hakkında onun yazdığı yazıyı okumak için tıklayınız.

Öncelikle söylemeliyim ki bir marka takıntım yok. Giydiklerimde, eşyalarımda markaya dikkat etmem pek. Bu yüzden mimde genel olarak yiyecek - içecek markaları var.

1) TORKU 

Bu sene dershaneye giderken yol üzerinde ki Torku mağazına uğrayıp sabahları soğuk kahvelerinden almaya başladım. Ders başlamadan Torku'ya gidiyor çikolata, kahve - ki benim favorim Mocha- , çubuk kraker ve kek tarzı şeyleri dolduruyorduk çantamıza. Bütün gün ders çalışırken de bunları tüketiyorduk. Gerek maddi olarak gerek tat olarak çok iyi!

2) ÜLKER 

En sevdiğim abur cubur markası desem yeridir. Çikolatalarına, keklerine ayrı bayılıyorum! Rulokatıydı, albenisiydi, dankek pötisiydi derken favorim oldu. 

3) ISANA 

Rossmann'da kolaylıkla bulabileceğiniz bu marka genel olarak bakım malzemelerinden oluşuyor. Yakın arkadaşım İlkay sayesinde öğrendim bu markayı. Rossmann'a her gittiğimizde ürünlerine baktığımız ve denediğimiz bir marka oldu, çıktı. 




Mimlediğim kişiler; 





Blogger tarafından desteklenmektedir.

İzleyiciler